Main logo
Sepetim
Sepetinizde ürün bulunmuyor.
1 slider thumbnail
Marka Hikayemiz

Her şey avukatlık yapmamaya karar vermemle başladı. Kendime şu soruyu sordum: “Ben gerçekten neyi seviyorum?”
Cevabı aslında hep biliyordum: “Üretmek ve ellerimle bir şeyler yaratmak.”

Zanaat hayatımın hep bir parçasıydı.
Bunu hatırladığım ilk çocukluk anılarıma kadar götürebiliyorum. Ayakkabı atölyesi olan bir baba ve annenin çocuğuyum.

Evimizin kileri atölyenin deposuydu ve kapıyı açınca burnunuza deri kokusu gelirdi.

Deri, çocukluğumun hatırladığım ilk kokusu…

Çocukluğum boyunca aileme işlerinde yardım ettim.
O zamanlar babamın söylediği “Kolunda altın bileziğin olsun.” sözünü şimdi daha iyi anlıyorum.

Üniversite son sınıftayken bir bayram tatilinde ailemin yanına gittim. Babamın desenli, kabartmalı deri çantalar yaptığını gördüm.

O an gerçekten çok heyecanlandım.
“Ben bunları satarım” dedim. Aslında ilk iş fikri orada çıktı. Deriden bir şeyler üretmek istediğime karar vermiştim.

Cebimdeki paranın büyük kısmıyla ilk derilerimi aldım ve bu işi öğrenmek için yeniden Samsun’da babamın atölyesine döndüm.

Saatlerce araştırma yaptım, denedim, hatalar yaptım ve tekrar denedim.
İlk ürünlerim orada ortaya çıktı. İlk el aletlerimi bana babam verdi.

İstanbul’da evimin bir köşesinde üretmeye devam ettim. Bir süre bir çanta atölyesinde çalıştım, dikiş makinesini orada kullanmayı öğrendim.

Sonra kendi dikiş makinemi aldım.

Ve bir gün fark ettim ki, evimin salonu artık bir atölyeye dönüşmüştü.

Bu yolculuk Etsy’de deri tasarım kalıpları (pattern) satarak başladı.
2021’den beri yüzlerce tasarım yaptım, dünyanın dört bir yanındaki leathercraft tutkunlarına eğitimler verdim ve tasarımlarımı globalde sattım.

Bugün yaklaşık 5 yıldır bu işin içindeyim. Fonder Atelier ise bu yolculuğun son bir yıldaki en net hali.

Kendi topraklarımda, kendi dilimde, kendi insanlarımla bağ kurma isteği beni Türkiye’de yeni bir marka oluşturmaya itti.

Ve elbette bu yolculukta tek başıma değilim.
İlk günden bu yana Yasemin hep yanımda.

Bazen modellerde yer alıyor, sosyal medyayla ilgileniyor,
çoğu zaman da görünmeyen ama bu markayı ayakta tutan detayları üstleniyor.

Ama benim için en kıymetlisi, bana olan inancı.
O inancı hissetmek, en zor anları bile hafifletiyor.

Desteği için ona minnettarım.
Bu hikâyeyi birlikte yazıyoruz.

Fonder Atelier İsim Hikayemiz

Fonder, kendi adım Furkan Önder’den geliyor.

Tasarımından üretimine kadar her şeyi tek başıma yaptığım için bu isim en doğal seçimdi.

Bir yandan da İngilizce’de “fond” kelimesi var — bir şeye sevgiyle bağlı olmak demek. Aslında benim bu işle kurduğum ilişki de tam olarak bu:

Sevdiğim bir şeyi üretmek ve onunla gerçekten bağ kurmak.

Fransızca’da “temellendirmek, inşa etmek” gibi anlamları var. O da aslında markanın ruhuyla çok örtüşüyor.

Tasarımlarımızın Hikayesi

Tasarım sürecim aslında genelde ihtiyaçtan başlıyor. Hem kendi hayatımdaki ihtiyaçlardan hem de çevremdeki insanların ihtiyaçlarını gözlemlemekten. Çünkü fark ediyorum ki çoğumuzun ihtiyaçları belli noktalarda kesişiyor.

O yüzden bir şeyi çözmeye çalışmak, benim için tasarımın ilk adımı oluyor.

Mesela bazen sevgilime bir şey yapmak istiyorum, onun neye ihtiyacı var diye düşünüyorum ve oradan bir tasarım çıkıyor.

Ya da kendi kullandığım defterleri nasıl daha düzenli tutabilirim diye düşünüp bir ürün geliştiriyorum.

Ama her zaman bu kadar planlı olmuyor. Bazen sadece bir anda aklıma bir fikir geliyor ya da yeni bir teknik denemek istiyorum…

ve tasarım o deneme üzerinden şekilleniyor.

Temelde benim için tasarımın merkezinde hep fonksiyonellik var. Yani sadece güzel görünmesi değil, gerçekten kullanışlı olması.

Bir de malzeme konusu çok kritik. Kullandığım derinin kalitesi benim için en önemli şeylerden biri.

Aynı zamanda yaklaşık 5 yıldır dünyanın farklı yerlerinden yüzlerce leathercrafter’ı ve markayı takip ediyorum. İnsanların yaptığı işleri görmek, bazen gerçekten büyülenmek ve oradan ilham almak da sürecin önemli bir parçası.

Ama en sonunda hepsi yine şuna dönüyor:
İhtiyaç + fonksiyonellik + iyi malzeme.